Çolakoğlu Hukuk


29 Mart, 2019

1
Begeni

1404
Görüntüleme

Kerem ÇÖLCÜ

HALİNE MÜNASİP EVİN HACZEDİLMESİ SEBEBİYLE ŞİKÂYET (MESKENİYET İDDİASI)



I- HALİNE MÜNASİP EV KAVRAMI VE HACZEDİLMEZLİĞİ

Haczi kabil olmayan mal ve hakları düzenlendiği İİK madde 82 uyarınca; borçlunun hâline münasip evi / meskeni haczedilemez.

Bağımsız ev, apartman dairesi, kat mülkiyeti kanununa tabi bağımsız bir bölüm veya bir apartmandaki paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) payı veya el birliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) payı,  m. 82/12 anlamında mesken (ev, konut) sayılır. Öğreti ve Yargıtay kararlarında, konut olarak kullanılmaya elverişli, kullanılabilir durumdaki yerler ev olarak kabul edilmektedir. Evin, tapuda kayıtlı olması da zorunlu değil. Öyle ki, gecekondunun dahi haczedilmezliği ileri sürülebilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 22.05.1996 tarihli ve 1996/6810 E. 1996/6879 K.  sayılı ilamı uyarınca; evin, mesken olarak kullanılabilir durumda olmasının gerektiğine, aksi halde şikâyete konu edilemeyeceğine hükmedilmiştir. Şöyle ki; “…Dosyada mevcut 2.2.1996 tarihli bilirkişi raporu içeriğine göre meskeniyet şikâyetine konu edilen 2 nolu meskeni inşaatının % 65 nin tamamlandığı dolayısıyla haciz tarihinde henüz mesken olarak kullanılabilir durumunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda inşaatın tamam olduğu varsayımına dayalı olarak değerlendirme yapılarak sonuca gidildiği ve mercice de bu rapor ile değerde değişiklik yapan raporun esas alınarak hüküm kurulduğu görülmektedir. Henüz mesken olarak kullanılabilir durumda bulunmayan taşınmazın meskeniyet şikâyetine konu edilemeyeceği cihetle…”

Haline münasip ev ise; borçlunun aylık geliri, sosyal statüsü, aile fertlerinin sayısı itibarıyla küçük veya büyük bir eve ihtiyacı olup olmadığı gibi veriler dikkate alınıp incelenerek tespit edilmelidir.

Borçlunun haline münasip evini belirlerken onun birlikte yaşadığı ailesinin durumu da göz önünde bulundurulacaktır. Borçlunun ailesinden kasıt kural olarak borçlu ile birlikte yaşayan, borçlunun bakmakla yükümlü olduğu kişilerdir.

Borçlunun sosyal durumuna ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayan asgari nitelikte bir mesken durumunu aşan yerler kanunun öngördüğü haline münasip ev kavramına içerisine mütalaa edilemez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2007 tarih ve 2006/23100 E. 2006/822 K. sayılı içtihadı uyarınca, haline münasip ev tespiti ve aile kıstası şöyle açıklanmıştır; “…İİK' nın 82/12 maddesi gereğince, borçlunun "hâline münasip" evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun hâline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki "aile" terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan hâline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez…”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 24.04.2007 tarihli E. 5814 K. 7966 sayılı içtihadında da haline münasip ev kavramı tartışılmıştır; “Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede ön görülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez. Somut olayda, bilirkişilerce düzenlenen raporda, taşınmazın değerinin 80.000,00-YTL. olup, aynı semtte haline uygun meskeni de 80.000,00-YTL. alabileceği, borçlunun daha uzak ve farklı yerlerden mesken almaya zorlanamayacağının bildirildiği anlatılmakta olup, anılan rapor bu hali ile hüküm kurmaya elverişli değildir. O durumda Mahkemece yapılacak borçlunun Karabük'ün daha mütevazi bir semtinde haline münasip evi alabileceği değerin bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle yukarıdaki kurallara göre belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.  Eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi doğru değildir.”

Borçlunun haline münasip evi belirlenirken hem objektif hem de sübjektif kriterler esas alınmalıdır. Buna göre, borçlunun barınma amacıyla kullandığı yerin neresi olduğu onun sübjektif iradesine göre belirlenmeli ve yapılan keşif sonucunda bu yer objektif olarak hâline münasip sayılabiliyorsa onun evi kabul edilmelidir.

Borçlunun meskeniyet iddiasında bulunduğu evde muhakkak oturması şart değildir, borçlunun malik olması yeterlidir. Kiraya vermiş olduğu ev için de meskeniyet iddiasında bulunabilir. Ayrıca Yargıtay, bu durumda kira parasının da haczedilemeyeceğine karar vermiştir. Her ne kadar borçlu kira geliri elde etmekte ise de, kendisi de kirada oturduğundan ve kira ödediğinden, kira gelirinin haczedilmemesi gerekmektedir. Ancak kira geliri ile ödediği kira arasında önemli bir fark varsa aradaki fark haczedilebilir.

Borçlu haczedilmezlik iddiasında bulunduğu ev üzerindeki mülkiyet hakkını tek başına kullanmak zorunda değil. Müşterek veya iştirak halinde malik olduğu ev için de bu iddiada bulunabilir. Bu durumda pay değeri belirlenerek evin haline uygun olup olmadığı tespit edilecektir.

Yargıtay’ın görüşünün aksine; icra memurları bir malın haczedilip haczedilemeyeceğinin belirlenmesinde birinci derecede görevlidir. Şikâyet olması durumunda, icra mahkemesinin son sözü söyleyeceği izahtan varestedir.  

 

II-HALİNE MÜNASİP EVİN HACZEDİLEMEZLİĞİNİN İSTİSNALARI

 

1- Borçlu Kanuni İpotek Sahibi Kimselere Karşı Meskeniyet İddiasını İleri Süremez.

İcra İflas Kanunu madde 82/II-c.1 uyarınca, Medeni Kanun’un 807. Maddesi hükmü saklıdır. Buna göre borçlu, kanuni ipotek hakkı sahiplerine karşı, haczedilen malın haczinin caiz olmadığı ileri sürülemez. 743 sayılı eski Medeni Kanun’un 807. Maddesinin yerini 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 893. Maddesi almıştır. Bu maddeye göre aşağıdaki alacaklılar, kanuni ipotek hakkının tescilini isteyebilirler;

Satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı,

Elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortakları,

Bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkârlar.

 

2-Satışa ve Satış Vaadine Konu Olan ve Bedeli Kısmen Ya Da Tamamen Tahsil Edilip Devri Yapılmayan Mesken İle İlgili Olarak Meskeniyet İddiasında Bulunulamaz.

Borçlunun satışını vaat ettiği meskeni ile ilgili olarak alıcıya devretmeden, satış bedelinin tamamını ya da bir kısmını almış ancak satış vaadine konu meskeni alıcıya devretmemiş ise bu durumda alıcının bu bedele ilişkin olarak yaptığı icra takibi neticesinde satış vaadine konu meskenin haczedilmesi halinde; borçlu, bu meskene ilişkin olarak haczedilmezlik şikâyetinde bulunamaz.

 

3- Borcun Mesken Bedelinden Doğması Halinde Meskeniyet İddiası İleri Sürülemez.

Meskenin haczedilemeyeceği kuralı, borcun mesken bedelinden doğmaması haline münhasırdır. (İİK m.82/son, c.2). Ancak buradaki bedel, malın yani meskenin bir satım akdi sonucu edinilmesi ve bu satış bedelinin ödenmemesi olarak anlaşılması gerekir. Bu durumda borçlu, alacaklı-satıcı tarafından meskenin haczedilmesi halinde m. 82 b.12’den yararlanamaz.

 

4-Borçlu Meskenini İpotek Etmiş Olması Halinde İpotek Alacaklısına Karşı Meskeniyet İddiasında Bulunamaz.

Borçlunun meskenini bir alacaklısına ipotek etmiş olması halinde, borçlu ipotek alacaklısına karşı meskeniyet iddiasında bulunamaz.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.05.2008 tarihli E. 7712 K. 10416 sayılı içtihadı uyarınca,  “Alacaklı banka tarafından borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine geçilmiş ve borçluya örnek 9 numaralı icra emri tebliğ edilmiştir. Satış hazırlıklarının sürdürüldüğü sırada borçlunun İİK’nun 82/12.maddesini dayanak göstererek satışı istenilen taşınmazın haline münasip evi olduğunu iddia ettiği ve satış işlemlerinin kaldırılması isteminde bulunduğu görülmektedir. Merci tarafından, borçlu hakkında seçilen takip şeklinin yukarıda açıklanan niteliği gözetilmeksizin ve olayda haciz aşamasının bulunmadığı dikkate alınmadan borçlunun isteminin kabul edildiği anlaşılmıştır. Meskenini bir alacaklısına ipotek etmiş olan borçlunun, ipotek alacaklısına karşı meskeniyet iddiasında bulunması mümkün değildir.”

 

5- Hacizli Arsa Üzerine Sonradan Mesken İnşa Edilmesi Halinde Meskeniyet İddiasının İleri Sürülemez.

Borçlunun haczedilen arsası üzerine sonradan inşa edeceği mesken ile ilgili olarak meskeniyet iddiasında bulunması mümkün değildir. Bu durumda arsa ve evin haczi gerekir. Zira haciz ile borçlunun mahcuz taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi tahdit edilmiştir.

 

III- EV ÜZERİNE İPOTEK KONULMASININ HACZEDİLEMEZLİĞE ETKİSİ

İİK madde 83/a uyarınca; borçlunun haczi kabil olmayan mal ve hakların haczedilebileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar geçersizdir. Dolayısıyla borçlunun önceden feragatte bulunması da geçerli değildir.

Buna karşılık borçlunun haciz sırasında veya hacizden sonraki bir dönemde belli bir mal, hak veya ücretin haczedilmezliğinden feragat etmesi mümkündür. Bu feragat açık şekilde yapılabileceği gibi, haczi kabil olmayan malın haczedilmesinden sonra şikâyet yoluna başvurulmaması suretiyle zımnen de olur.

Borçlunun belli bir alacaklıya karşı belli bir malın haczedilmezliğinden feragat etmiş olması, yalnız o alacaklı bakımından hüküm ifade eder. O malı haczettirmek isteyen başka bir alacaklıya karşı borçlu o malın haczedilmezliğini ileri sürebilir

Takip borçlusunun hâline münasip evin haczedilmezlik sıfatından feragat edip edemeyeceği özelilikle takip borçlusunun evini ipotek ettirmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bu konuda Yargıtay ile öğretinin görüşleri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

 

Yargıtay’ın Görüşü:

Yargıtay verdiği eski tarihli kararlarında, “evin bir borçtan dolayı ipotek edilmesi hâlinde haczedilmezliğin ileri sürülebileceğini” kabul etmekteyken, daha sonra görüş değiştirerek; “bir alacaklısı lehine evi üzerinde ipotek tesis eden borçlu bununla diğer bütün alacaklılarına karşı haczedilmezlik iddiasından feragat etmiş olur.” görüşünü benimsemiştir.

Örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2007 tarihli ve 2006/22756 E. 2007/389 K. sayılı içtihadı uyarınca, “…Borçlu taşınmazı teminat olarak göstererek bankadan ticari kredi alıp üzerine ipotek koydurduğundan haczedilmezlik isteminde bulunma olanağı yoktur.” Bu görüşe göre, borçlunun bir alacaklısı lehine evi üzerinde ipotek tesis etmesi onun eve ihtiyacı olmadığını kabul etmesi anlamına gelmektedir.

 

Öğretinin Görüşü:

Öğretinin çoğunluğunun görüşüne göre; evini ipotek eden borçlunun haczedilmezlik iddiasından feragat ettiği kabul edilse dahi, bu feragat sadece ipotek alacaklısına karşı geçerlidir. Dolayısıyla borçlu evini haczettirmek isteyen diğer alacaklılara karşı haczedilmezlik iddiasında bulunabilir.

 

 

IV-HALİNE MÜNASİP EVİN HACZİNE KARŞI ŞİKÂYET YOLU

 

A) Meskeniyet İddiasının İcra Mahkemesinde İncelenmesi Usulü

1-Mahkeme tarafından öncelikle taşınmazın müştemilatı ve arsası ile birlikte değeri tespit edilir.

2-Daha sonra borçlunun haline münasip bir evi ne kadar paraya alabileceği belirlenir. Yargıtay içtihatları uyarınca; bilirkişi tarafından yapılacak belirlemenin net bir meblağ olarak yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 11.03.2005 tarihli ve 2005/1968 E. sayılı içtihadı uyarınca, “Borçlunun hâline münasip evin ise 30-40 milyar TL civarında alınabileceğinin belirtildiği görülmüştür…30-40 milyar civarında biçimde kesin görüş ifade etmeyen bir rakam belirtilerek ulaşılan sonuca göre karar verilmesi doğru görülmediği gibi…”

3-Bunun sonucunda; borçlunun ailesi ile birlikte barınması için zorunlu olan hâline münasip evi temin etmesi için gerekli bedel, haczedilen yerin değerinden daha az ise taşınmazın satılmasına karar verilir. Satış bedelinden borçlunun hâline münasip evi alabileceği miktar borçluya bırakılır, kalanı alacaklıya ödenir. Borçlunun haline münasip bir ev alması için ayrılan bedel, başka bir alacaklı tarafından da haczedilemez.

4-Bunun yanı sıra mahkemenin; satışın, borçlunun hâline münasip ev alabileceği miktardan daha aşağıya yapılmamasını da hüküm altına alması gerekmektedir.

5-Yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda borçlunun durumuna uygun bir ev alabilmesi için gerekli para ile haczedilen evin değeri arasında çok az fark bulunması durumunda şikâyetin kabulüne ve haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.

 

B) Meskeniyet İddiasının Ne Zamana Kadar İleri Sürülebileceği

Borçlunun haczedilemeyen bir malının haczedilmiş olması halinde buna karşı başvuracağı şikayet kural olarak 7 günlük süreye tabidir ve 7 günlük süre haczin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. (İİK m. 16)

Öğretideki, “insani değerlere saygı ve kamu düzeni düşüncesiyle meskeniyet haczine karşı süresiz şikayete gidileceği” görüşüne karşılık Yargıtay aksi görüştedir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.04.2005 tarihli ve E. 5876 K. 9263 sayılı içtihadı uyarınca, “Borçluya ilişkin taşınmazın kaydına 12.07.2004 gününde işlenen hacze dair tapu sicil müdürlüğünün yazısı 13.07.2004 gününde dosyaya girmiş, borçlu bu tarihten sonra verdiği 14.07.2004 günlü mal beyanı dilekçesinde "evinin tapusuna haciz konulduğu, bu sebeple borcu karşılayacak malın tespit edildiğini" bildirmiştir. Yani borçlu bu tarihte meskeniyet şikayetinde bulunduğu taşınmazın haczinden haberdardır. Dayanağını İİK.’nun 16. maddesinden alan meskeniyet şikayeti 7 günlük süreye tabidir. Somut olayda haczin öğrenilme gününe göre anılan süre geçirilerek 22.11.2004'te yapılan şikayetin bu sebeple reddi gerekirken başvurunun süreye tabi olmadığından bahisle işin esası incelenip kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”

 

C) Takip Borçlusu Dışındakilerin Şikâyet Hakkı

Meskeniyet iddiası ile yapılan haciz işlemine karşı şikayet hakkı sadece takibin borçlusu tarafından değil aynı zamanda, meskende yaşayan diğer aile üyeleri ve özellikle de diğer eş tarafından da kullanılabilmelidir. Öğretide de, tamamen ya da kısmen haczedilmesi mümkün olmayan mal ve hakların haczi durumunda gerek eş gerekse diğer aile fertlerinin haczedilmezlik şikayetinde bulunabilecekleri kabul edilmektedir. Zira, haczedilmezlik müessesesi sadece borçluyu korumak amacıyla değil aynı zamanda borçlunun ailesini de korumak amacıyla getirilmiştir. Borçlunun evinin haczedilmezliğinde de bu durum açık şekilde görülmektedir.

Kaldı ki genel olarak icra müdürünün bir işleminden zarar gören ve hukuki yararı bulunan her ilgilinin, üçüncü şahıslar da dahil şikayet yoluna başvurma hakkı vardır. Ancak kimlerin şikayet yoluna başvurma hakkı olduğu da her somut olaya göre değerlendirilmelidir. Aksi ispatlanmadıkça, alacaklı veya borçlunun şikayet konusu işlemi iptal ettirmekte hukuki yararı bulunduğu kabul edilmekle birlikte üçüncü kişiler şikayette hukuki yararlarının bulunduğunu ispatla yükümlüdürler.

Yargıtay ise, Kanun maddesini dar yorumlayarak borçlunun eşinin haczedilmezlik şikayetinde bulunamayacağını belirtmiştir. Öyle ki;

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.04.2007, E.5053 K.7641 sayılı içthadı uyarınca, “İİK.m.82/12’den faydalanma hakkı sadece icra takip borçlusuna ait bulunmaktadır. Somut olayda, şikâyetçinin lehine taşınmaz üzerine aile konutu şerhi verilmiş bulunması durumu takipte taraf olmayan şikayetçinin bu hakka dayanarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına, İİK.m.82/12 imkan tanımamaktadır. O halde, haczedilmezlik şikayetinin aktif dava ehliyetsizliği nedeniyle reddi yerine işin esasına girilerek....”

 

-Taşınmazın Mal Kaçırma Kastıyla Devredildiği Yeni Malikin Şikayet Hakkı:

Borçlunun mal kaçırması durumunda alacaklı tarafından tasarrufun iptali davası açılır. Alacaklı iddiasını ispatlar ve davayı kazırsa bu karar alacaklıya 3. Kişi üzerine devredilmiş olan taşınmaza haciz koydurup sattırma imkânı tanır. Yani 3. Kişi üzerindeki tapu iptal edilip yeniden borçlu adına tescil yapılmaz. Taşınmazın mülkiyeti hala 3. Kişidedir. Dolayısıyla bu halde artık borçlu meskeniyet iddiasında bulunamaz. Ancak bu durumda yeni malikin şikayet hakkı olup olmadığı gündeme gelmektedir.

Tasarrufun iptali davasında meskeniyet iddiasında bulunup bulunamayacağı konusunda Yargıtay yeni tarihli kararlarında; tasarruf konusu meskenin mülkiyetinin borçluya dönmemesi ve üçüncü kişinin de takipte borçlu sıfatının olmaması sebebiyle tasarrufun iptali davasında meskeniyet iddiasında bulunulamayacağını belirtmiştir.

Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2004,  E.2003/26637 K.2004/3061 sayılı içtihadı uyarınca, “Şikayetçi Fikret H. , şikayet tarihinde takip borçlusu konumunda değildir. Bu nedenle meskeniyet şikayetinde bulunamaz. Adı geçenin, borçludan satın aldığı hacizli taşınmaz yönünden tasarrufun iptali davasında dayalı konumunda olup aleyhine karar verilmiştir. Tasarrufun iptali davasında Fikret H.’nin mallarının üzerine ihtiyati haciz konulması, meskeniyet şikayetine dayanak yapılamaz. Fikret H. Hakkında sonradan icra emri çıkarılıp takip borçlusu durumuna geçtiğinde, maliki olduğu taşınmaz üzerine haciz konulması bakımından şikayet hakkı saklıdır.”

 

V-MESKENİYET İDDİASININ TAKİBİN İCRASINA ETKİSİ                                        

Haczedilmezlik şikâyeti, icra mahkemesi tarafından durdurulması yönünde bir karar verilmediği müddetçe takibi durdurmaz. Zira İcra İflas Kanunu madde 22 uyarınca, “Şikayet, icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz.”

Dolayısıyla şikayete rağmen şikayet konusu işleme bağlı olarak yapılacak işlemlerin de icrasına devam edilir. İİK m. 22’de yer alan düzenlemeyle şikâyetin zaman kazanmak amacıyla kötüye kullanılması önlenmek istenmiştir. 

Ancak şikâyete konu işlemin hukuka aykırı olması halinde icrasına devam edilmesinin de zararlı sonuçlar doğurabileceği kanun koyucu tarafından göz önüne alınmış ve şikâyeti incelemekle görevli icra mahkemesinin şikâyete konu işlemin icrasının durdurulmasına karar verebileceği de İİK m. 22’de düzenlenmiştir. 

İcra mahkemesi, şikâyeti ileri sürenin talebi üzerine veya kendiliğinden işlemin icrasının durdurulmasına karar verebilir.

 

VI- YARGITAY’IN GÜNCEL İÇTİHATLARI

Borçlunun haline münasip evinin haczedilemezliği / Meskeniyet iddiasına ilişkin muhtelif güncel Yargıtay içtihatları şöyledir;

 

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

2016/21758 E. 2017/13402 K.

01.11.2017 T. 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan örnek 7 takipte borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; halen Toki idaresinde bulunan taşınmazın haline münasip evi olduğu bu nedenle haczedilemeyeceğinden bahisle haczin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.2004 tarih ve 2004/12-210 E.-2004/208 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haciz edilebilmesi için haciz tarihinde borçlunun adına kayıtlı olması zorunludur. Bir başka deyişle; haciz tarihinde takipte taraf olmayan 3.kişi adına kayıtlı olan taşınmazın borçlunun borcu için haczi mümkün bulunmamaktadır.

Borçlu ancak kendi adına kayıtlı taşınmazı üzerine haciz konulursa meskeniyet şikayetinde bulunabilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; şikayete konu taşınmazın 3. kişi olan Toki'ye gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesinin 21.12.2013 talep tarihi itibariyle üçüncü kişi olan Toki adına tapuda kayıtlı olduğu görülmektedir. Bu durumda haciz tarihinde taşınmazın takipte taraf olmayan 3. kişi adına kayıtlı olması karşısında borçlunun borcu için 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilerek haczi mümkün değildir. Tapu kaydı üzerinde de herhangi bir haciz kaydı bulunmadığından geçerli bir haciz yoktur.

Bu durumda, mahkemece şikayetin reddine karar vermek gerekirken, işin esasına girilerek taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

2016/20092 E. 2017/12175 K.

10.10.2017 T.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlunun, takip dosyasında haczedilen taşınmazının, İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi kapsamında haline münasip evi olduğunu ileri sürerek haczin kaldırılması için şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, zorunlu olmayan ipotek borcunun devam ettiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir. Zira zorunlu olarak kurulan ipoteğin meskeniyet şikayetine engel teşkil etmeyeceği ilkesi, bu ipoteğin sosyal amaçlı olarak verilen kredinin teminatını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bunun dışında, borçlunun serbest iradesi ile kurduğu ipotekler, adı geçenin daha sonra bu yerle ilgili olarak meskeniyet iddiasında bulunmasını engeller. Ancak, haciz tarihinde ipotek konusu borcun ödenmiş olması halinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında meskeniyet şikayetinde bulunulabilir. Aksi takdirde, kurulan bir ipotek borcu ödenmiş olsa dahi, bundan sonraki tüm hacizler yönünden meskeniyet şikayetinin mümkün bulunmadığı gibi kabul edilemeyecek bir sonuç ortaya çıkar.

Somut olayda, borçlunun söz konusu taşınmazı üzerine 13/10/2015 tarihli haciz müzekkeresi ile aynı tarihte haciz uygulandığı, ancak daha önce taşınmazın tapu kaydında 3. kişi ..... lehine tesis edilmiş 10/04/2013 ve 22/08/2013 tarihli ipotek kayıtlarının bulunduğu, 22/08/2013 tarih ve 160.000 TL tutarındaki ipoteğin ise ... Dil Hizmetleri .... Şti'nin ticari kredi borcunu temin amacıyla kurulduğu, bu nedenle zorunlu ipotek kapsamında olmadığı anlaşılmıştır.

O halde, mahkemece 22/08/2013 tarihli ipoteğin zorunlu ipoteklerden olmadığı tespit edildiğine göre; söz konusu ipoteğin ödenip ödenmediği hususundaki çelişki giderilerek ipoteğe konu borç haciz tarihinden önce ödenmişse haczedilmezlik şikayetine engel teşkil etmeyeceği ve şikayetin esasının yöntemince incelenmesi, borç haciz tarihinden sonra ödenmişse şikayetin reddine karar verilmesi gerektiği hususları dikkate alınarak oluşacak duruma göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

2016/20277 E. 2017/11895 K.

04.10.2017 T.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurarak meskeniyet şikayetinde bulunduğu, mahkemece şikayetin süresinde olmadığından reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK'nun 82/1-12. maddesinde yer alan haczedilmezlik şikayeti, İİK'nun 16/1. maddesi uyarınca yedi günlük süreye tâbidir. Bu süre öğrenme tarihinden başlar.

Somut olayda, 07.04.2015 günü ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kararıyla ihtiyati haciz zımnında ihtiyati tedbir kararı verildiği, 17.12.2015 tarihinde ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce itirazın iptali davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği, borçlu vekilinin 13.04.2015 ve 17.02.2016 tarihlerinde ihtiyati hacze itiraz ettiği, mahkemece, bu nedenle hacizden haberdar olduğu gerekçesiyle meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmişse de, borçlu vekilinin ihtiyati tedbir kararına itiraz etmesi, müvekkilinin evine konulan hacizden de haberdar olduğu sonucunu doğurmaz. Borçluya, hacze ilişkin 103 davetiyesinin tebliğ edilmediği, borçlunun, icra dosyasında herhangi bir işlem de yapmadığı görülmektedir. Borçlunun, daha önce herhangi bir nedenle haczi öğrendiği de ispatlanamadığına göre, beyan ettiği gibi kıymet takdiri raporunun tebliğ edildiği tarihe göre yapmış olduğu meskeniyet şikayetinin süresinde olduğunun kabulü gerekir.

O halde mahkemece, borçlunun meskeniyet şikayetinin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile istemin süreden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

TC. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

2015/10269 E. 2017/11873 K.

02.10.2017 T.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR:

Borçlu vekili, haczedilen taşınmaz ile ilgili olarak İİK'nun 82/12 maddesi kapsamında meskeniyet şikayetinde bulunmuş, haczin kaldırılmasını istemiştir. Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiş, hüküm alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İİK'nun 82/12. maddesi gereğince, borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki "aile" terimi, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra Mahkemesi'nce borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya verilmeli, kalanı icra dosyasında bırakılmalıdır. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Değerlendirme yapılırken en mütevazi semtlerdeki mesken fiyatları esas alınmalıdır.

Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda borçlunun haline münasip alabileceği evin değeri 90.000,00 TL, haczedilen taşınmazın değeri ise 89.040,00 TL olarak belirlenmiş olup, borçlunun haline münasip ev değerinin halen oturduğu evin değerinden daha yüksek miktarda belirlenmesi doğru olmamıştır. Takip hukukunda asıl olanın alacaklının alacağına kavuşturulması olup, borçlunun sosyal ekonomik durumu ve daha mütevazi vasıflarda ve semtte bir evde oturabileceği hususları gözönünde bulundurularak, Mahkemece,borçlunun haline münasip evi alabileceği miktar yukarıdaki ilkeler doğrultusunda yeni bir bilirkişi aracılığı ile tespit edilip belirlenen bu değer, mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanının dosya borcuna ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz rapora dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

TC. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

2016/17681 E. 2017/9658 K.

20.06.2017 T.

ÖZET: Mahkemece yapılacak iş; bilirkişiden ek rapor alınarak, borçlunun bulunduğu yerden daha mütevazi koşullara sahip yerlerde haline münasip evi alabileceği değerin belirlenmesi gerekir. Bu tespitlerden sonra borçlunun haline münasip ev alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın hak sahiplerine ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve yetersiz rapora dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp

düşünüldü:   Borçlu, icra mahkemesine başvurusunda, takip dosyasında haczedilen taşınmazın, İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi kapsamında haline münasip evi olduğunu ileri sürerek haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece, şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür.   İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi gereğince, borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki "aile" terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli olan bedel ve haczedilen taşınmazın değeri bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen taşınmazın değeri, haline münasip meskenin temini için gerekli olan bedelden fazla ise, haczedilen taşınmazın satılmasına ve satış bedelinden haline münasip meskeni temin için gerekli olan miktarın borçluya bırakılmasına, kalanının hak sahiplerine ödenmesine karar verilmelidir.   Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.

Somut olayda; meskeniyet iddiası nedeniyle haczedilmezlik şikayetinde bulunulan taşınmazın tamamı borçlu ... adına kayıtlı olup, tapu kaydında ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 1585 ada 5 nolu parselde kayıtlı 2 nolu mesken olduğu görülmektedir.   Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; taşınmazın değerinin 180.000 TL olduğu ve satılması halinde aynı yer veya benzer bir yerde yeni alınabilecek davacının haline münasip evin 150.000 TL. olacağı bildirilmiştir. Rapor bu hali ile hüküm kurmaya elverişli değildir. Zira asıl olan borcun ödenmesi olup, borçlunun mutlaka meskeniyet şikayetinde bulunduğu yerde veya o yere yakın yerde meskeninin bulunması zorunlu değildir. Bu nedenle borçlunun daha mütevazi niteliklere sahip yerlerde daha küçük haline münasip meskeni edinebileceği miktarın da belirlenmemesi doğru görülmemiştir.   Mahkemece yapılacak iş; bilirkişiden ek rapor alınarak, açıklandığı üzere, borçlunun bulunduğu yerden daha mütevazi koşullara sahip yerlerde haline münasip evi alabileceği değerin belirlenmesi gerekir. Bu tespitlerden sonra borçlunun haline münasip ev alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise İİK'nun 82. maddesinin 2. fıkrası gereğince mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın hak sahiplerine ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve yetersiz rapora dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.   Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

2017/1795 E. 2017/5980 K.

18.04.2017 T.

ÖZET: Kural olarak icra mahkemesi kararları kesin hüküm teşkil etmez ise de, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı icra müdürlüğü ya da takip işlemi hakkında verilmeleri ve kesinleşmeleri koşuluyla sonraki şikayet yönünden birbirlerine karşı kesin hüküm teşkil ederler. O halde; Mahkemece kesin hüküm nedeniyle borçlunun meskeniyet şikayetinin reddi gerekir.

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde; borçlunun, takip dosyasında haczedilen taşınmazın, İİK'nun 82/1-12. maddesi kapsamında haline münasip evi olduğunu ileri sürerek hacizlerin kaldırılması için şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, her ne kadar alacaklı vekilince daha önce söz konusu taşınmazla ilgili karar olduğundan kesin hüküm itirazında bulunulmuş ise de, yeni bir kıymet takdiri ve satış işlemi yapıldığında borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunabileceği, kesin hükümden bahsedilemeyeceği gerekçesi ile şikayetin kabulüne, haczin kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.

Somut olayda; ... İcra Müdürlüğü'nün 2012/ 350 Esas sayılı dosyası ile başlatılan takipte borçlunun, taşınmazının haczedilmesi üzerine meskeniyet şikayetinde bulunduğu, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 11.11.2013 tarih ve 2012/38 E. - 2013/61 K. sayılı kararı ile meskeniyet şikayetinin reddine karar verildiği ve bu kararın onanarak kesinleşmesi üzerine alacaklının taşınmazın satışı için 30/06/2014 tarihinde talepte bulunduğu, icra müdürlüğünce taşınmazın satışının kıymet taktir raporunun alınmasından 2 sene sonra yapılmasının ihalenin feshi sebebi sayılacağının Hukuk Genel Kurulu'nca kabul edildiği belirtilerek taşınmazın kıymet taktir raporu tarihinin 15/12/2012 olduğu 2 yılı aşkın süre geçtiğinden satış talebinin reddine, ancak süresi içinde satış avansı yatırılmış olduğundan alacaklı tarafça feragat edilmedikçe taşınmaz üzerindeki haczin devamına, talep halinde yeniden kıymet takdiri yapılmasına karar verildiği, taşınmaz üzerinde yeni bir haciz işlemi yapılmadığı, alacaklının talebi üzerine yeniden alınan kıymet takdir raporunun borçluya tebliği üzerine borçlunun tekrar meskeniyet şikayetinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Her ne kadar İcra ve İflas Kanununda taşınmaz haczinin yenilenmesine dair bir müessese mevcut olmayıp, aynı takip dosyasından da olsa, konulan her haciz yeni bir işlem olup borçlunun her haciz için şikayet hakkı var ise de; yeni bir kıymet takdiri işleminin yeni bir şikayet hakkı doğurmayacağı açıktır.

Kural olarak icra mahkemesi kararları kesin hüküm teşkil etmez ise de, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı icra müdürlüğü ya da takip işlemi hakkında verilmeleri ve kesinleşmeleri koşuluyla sonraki şikayet yönünden birbirlerine karşı kesin hüküm teşkil ederler.

O halde; Mahkemece kesin hüküm nedeniyle borçlunun meskeniyet şikayetinin reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMKnun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

2016/12115 E. 2017/3213 K.

06.03.2017 T.

ÖZET: Mahkemece, taşınmazın borçlunun haline münasip mesken alabileceği tutardan aşağı olmamak üzere satılmasına ve haline münasip evin alınması için gerekli miktarın borçluya, kalanının ise hak sahiplerine ödenmesine karar verilmesi gerekirken, kanuna aykırı olarak hüküm tesisi isabetsizdir.

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde, borçlu icra mahkemesine başvurarak, meskeniyet iddiasına dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunmuş, mahkemece şikayetin kabulüne ve taşınmazdaki haczin kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür.

İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi gereğince, borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez. İcra mahkemesince, borçlunun haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise İİK'nun 82/3. maddesine göre satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden haline münasip mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı hak sahiplerine ödenmelidir.

Somut olayda, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda; borçluya ait ... İli ..., ... Mah.365 Ada, 78 Parsel 6 no'lu bağımsız bölümün keşif tarihindeki değerinin 130.000 TL, borçlunun haline münasip ev alabileceği miktarın ise 115.000 TL olduğunun bildirildiği görülmüştür.

Bu durumda, mahkemece, İİK'nun 82/1-12. maddesi uyarınca taşınmazın borçlunun haline münasip mesken alabileceği 115.000 TL'den aşağı olmamak üzere satılmasına ve haline münasip evin alınması için gerekli 115.000,00 TL'nin borçluya, kalanının ise hak sahiplerine ödenmesine karar verilmesi gerekirken, İİK'nun 82. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMKnun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

VII-SONUÇ

Borçlu; borcundan kural olarak tüm mal, hak ve alacaklarıyla ile sorumludur. Bununla birlikte borçlunun ekonomik değeri bulunan bazı mal, alacak ve haklarının haczi, “Kamu düzeni ve yararının korunması”, “Alacaklıların menfaatinin korunması”, “Yaşamanın temel hak olması” gibi çeşitli düşüncelerle uygun görülmemiştir. İcra İflas Kanunu madde 82 ve 83’te haczedilemez hak ve alacakların neler olduğu sınırlı bir biçimde düzenlenmiştir.

Borçlunun ve ailesinin haline münasip meskeninin haczedilemeyeceği esası, ailenin korunmasına hizmet eden en önemli düzenleme olup, sosyal devletin olmanın zorunlu bir gereğidir. Borçlunun haline münasip meskeni ancak kanunda belirtilen sınırlı hallerde haczedilebilecektir. 

Meskeniyet şikayeti yargılaması, uygulamada genellikle kanun koyucunun öngördüğü anlam ve kapsamda yapılamamaktadır. Şöyle ki; icra mahkemeleri borçlunun haline münasip evinin nasıl bir ev olduğunu ve nasıl olması gerektiğini tespit etmeksizin bilirkişilerle birlikte yerinde keşif yapmakta, hatta bilirkişiye söz konusu bu evin gerçekten borçlunun haline münasip bir ev olup olmadığını dahi sormadan, tabiri caizse sadece evin rayiç değerini tespite gider gibi rapor düzenlenmesine sebep olmaktadır. Oysa meskeniyet şikayetinin evin rayiç değerine yönelik bir şikayet olmadığı, evin haczinin ve talep edilmiş olan satışının hukuka aykırı olduğu unutulmaktadır.

Meskeniyet iddiasına ilişkin şikayet yargılamalarının, Kanun koyucunun öngördüğü anlam ve kapsama uygun bir şekilde yapılması gerektiği, düzenlemenin koruduğu temel barınma hakkının ihlal edilmesi noktasında son derece önem arz etmektedir.  

 

                                                                                                        

Saygılarımla

     Av. Kerem ÇÖLCÜ

 

KAYNAKÇA:

1-Borçlunun Haline Münasip Evinin Haczedilememesi-Senem Önder ÖZBAKIR, T.C. Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi-İstanbul 2010,

2-Yargıtay Kararları Işığından Haline Münasip Evin Haczedilemezliği (Meskeniyet İddiası) – Cenk Akil, AUHFD, 60 (4) 2011: 755-808,

3-2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu,

4-www.sinerjimevzuat.com.tr

 

 

 

 

 




Yazarın Diğer Makaleleri